Raya Organik – Milliyet – 16.12.2012

Organik tüketim yaşam biçimidir
Öğretmenlerden holding sahiplerine kadar çok farklı kesimlerden müşterilerinin olduğunu söyleyen Alkoçlar, “Onların memnuniyeti beni de bu işe daha sıkı sıkıya bağlıyor. Organik tüketim insanlara yeni bir yaşam biçimi sunuyor” dedi

Neslişah Alkoçlar - Raya Organik

Neslişah Alkoçlar - Raya Organik

ORGANİK UYANIŞ-18/Gürkan Akgüneş/Samet Akten-İstanbul

Neslişah Alkoçlar Türkiye’de organik gıda sektörünün en genç isimlerinden biri. Ender-Gülşah Alkoçlar çiftinin iki kızından biri olan Neslişah Alkoçlar, ailesi gibi turizmciliği değil de organik gıda sektörünü seçmiş. Neslişah Alkoçlar, Raya Organik markasıyla Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden özenle seçtiği organik ürünleri yurtiçi ve yurtdışı piyasasında satışa sunuyor. Biz de organik gıda sektörünün başarılı isimlerinden Neslişah Alkoçlar’la organik pazar ve tüketici profili üzerine konuştuk.

‘Güven çok önemli’
Organik ürünlerle eğitim amacıyla İngiltere’ye gittiği zaman tanıştığını söyleyen Alkoçlar’ın organik gıda sektörüne ilgisi de o günlerde başlamış. İngiltere’de kaldığı süre içerisinde organik üründen başka bir şey tüketmediğini belirten Alkoçlar, “8 yıl boyunca bu işin Türkiye’de nasıl olabileceğine ilişkin araştırmalar yaptım. Organik ürün işleriyle uğraşmak çok zevkli. Yıllardır üzerinde düşündüğüm ve insan sağlığını yakından ilgilendiren böyle bir işle uğraşmaktan büyük keyif alıyorum” dedi.

Tüketicilerin profili
Neslişah Alkoçlar bugün tüketiciye Türkiye’nin birçok bölgesinden getirdiği taze meyve ve sebzeden bal, kuruyemiş ve salçaya kadar çok çeşitli bir ürün yelpazesi sunduğunu belirtirken, organik tüketim yapanları da sertifikasız ürünlerden almamaları konusunda uyarıyor. Satışını yaptığı tüm ürünlerin sertifikalı olduğunu ifade eden Alkoçlar, “Ürünlerin paketlenmesinden satışına kadar bizzat görev alıyorum. Ürünlerini aldığım çiftçilerin üretim yerlerini sık sık ziyaret ediyorum. Organik tüketimde güven çok önemli” diye konuştu.
Neslişah Alkoçlar, www.rayaorganik.com adlı internet sitesi üzerinden yaptıkları satışların hızla arttığını kaydederken, ürünlerinin organik gıda satan yerlerden sonra süpermarketlerde de yerini aldığını söyledi.
Raya kelimesinin arapça ‘hayat çizgisi’ anlamına geldiğini söyleyen Alkoçlar, ürünlerinin fiyatlarına dikkat ettiklerini belirtirken sağlığına önem veren herkesin Raya Organik’ten alışveriş yapabileceğini dile getirdi. Özellikle çocuk sahibi annelerin organik tüketimde ilk sırada yer aldığına dikkat çeken Alkoçlar, organik gıda sektöründeki tüketici profilini şu sözlerle anlattı: “Organik ürün tüketicileri genellikle çok bilinçli bir kitle. Tükettiği ürünü tarladan markete kadar her aşamada denetleyen insanlar. Markaya bakmadan önce üreticiyi, sertifikayı ve satıcıyı kontrol ediyorlar. Öğretmenden holding sahiplerine kadar çok farklı kesimlerden müşterilerim var. Çok çok zenginler de alıyor, orta sınıf insanlar da. Genellikle beyaz yakalıların talebi daha fazla. Sağlıklı ve doğal bir yaşam isteyen ve farkındalık sahibi insanların günden güne artıyor olması umut verici.”

‘Çiftçiye destek şart’
Alkoçlar’a göre organik tarım faaliyetleri de ülke ekonomisi içerisinde henüz hak ettiği yerde değil. Alkoçlar kendi deyişiyle geleceğimizin sağlıklı toplumunun sağlıklı ve ekolojik bir beslenmeyle mümkün olabileceğine inandığı için bu sektörün geliştirilmesi gerektiğinden yana. Türkiye’de organik tarıma destek verilmesi gerektiğinin altını çizen Alkoçlar, “Organik üretim yapan çiftçileri desteklemek şart. Yediğimiz her şey yıllar sonra nasıl bir insan, nasıl bir toplum olacağımızı belirliyor. Herkes elini taşın altına koymalı” sözleriyle tüm bilinçli tüketiciye organik ürün piyasasını destekleme çağrısı yapıyor.

Yard. Doç. Dr. Meltem Kânoğlu, organik üretim yapan insanların
çabası ve emeğine büyük saygı gösterdiğini söyleyerek,
“Hepsiyle aile gibiyiz. Sağlık için müthiş bir iş yapıyorlar” dedi.

Hayat tarzımız komple değişti
Organik pazarlarda bir sonraki durağımız Kartal’daki İstanbul Anadolu yakasının ilk organik pazarı. Ekolojik hayatı ve küresel ısınmayı anlatan çocuk romanlarının yazarı Yeditepe Üniversitesi Radyo Televizyon Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Meltem Erinçmen Kânoğlu ile Kartal organik pazarını gezdik. Kânoğlu yaklaşık 2 yıldan beri tüm ihtiyaçlarını organik pazardan temin ediyor. Buğday Derneği üyesi Kânoğlu, 2-3 yıl önce ekolojik hayat, küresel ısınma, organik tarım gibi konularla ilgili araştırmalara başlamış. GDO’lu ürünlerin zararlarını öğrendikten sonra yeni bir yaşam biçimi kurduğunu belirten Kânoğlu, “Organik beslenmeye başladığımızda hayat tarzım değişti. Yediğim çikolataya kadar hepsini bıraktım” dedi.

‘Ekolojik ev istiyorum’
Meltem Erinçmen Kânoğlu, organik pazarlardan alışveriş yapmaya başladığı günden beri pazar poşetlerini bile asla atmadığını söyledi. Haftalarca aynı poşetlerle alışveriş yapabildiğini belirten Kânoğlu, organik beslenmenin sorumluluk getirdiğini belirtti.
Kânoğlu, organik pazarda tüketim toplumundan ve kültüründen uzaklaştığına değinirken üreticiyle tüketicinin kaynaştığı ve birbirini denetlediği organik pazarların yaygınlaştırılmasından yana. Organik üretim yapan insanların çabası ve emeğine büyük saygı gösterdiğini kaydeden Kânoğlu, “Onların sağlıklı ürünler yetiştirmek için verdiği emeğe paha biçilemez. Geleceğimizin sağlıklı olabilmesi için müthiş bir iş yapıyorlar. Hepsiyle aile gibiyiz burada” diye konuştu.
Sağlıklı yaşam için organik tarım ve geri dönüşümün önemine dikkat çeken Kânoğlu, şöyle devam etti: “Çocuklarımızın bize emaneti bu doğayı onlara en sağlıklı bir biçimde teslim edebilmek için özellikle çocukların ekolojik hayat konusunda bilinçlendirilmesi her şeyden önemli. İleride bir gün ekolojik bir evde yaşamak istiyorum. Etrafından yol geçmeyen her ihtiyacın doğadan karşılanabildiği bir ev.”

Erken gelen en iyileri alır!
Feriköy’de organik ürünlerin tüketiciyle buluştuğu Türkiye’nin ilk organik pazarındayız. Organik tüketim tutkunlarını sabahın en erken saatlerinde burada buluşturanın ne olduğunu öğrenmek ve organik ürün pazarına daha bilinçli bir gözden bakmak için pazarın müdavimlerinden Eda Erk ile konuştuk. Erk, 6 yıldır her cumartesi saat 07.00’de Feriköy’deki pazara geliyor. “Sabah erken gelmezsem pazarda istediğim ürünleri bulamam” diyen Erk’i pazara girdiğimiz zaman daha iyi anlıyoruz. Çünkü sabahın çok erken saatine rağmen pazarda müthiş bir yoğunluk var. İnsanların tatlı bir telaş halinde tezgahların arasında mekik dokuduğunu görüyoruz. Tezgahlarda ürünler azaldıkça uykusundan fedakârlık edemeyenlerin pişmanlığa karışan hüznü de cabası.

Organik peynir ve yoğurt
Çiftçilerin üretim yerlerinin yanı sıra tohumlarını dahi bildiğini belirten Erk’in organik ürünlere ilgisi bununla da sınırlı değil. Daha önce yazı dizimiz içerisinde organik tarımı anlatan Karacabeyli Şaban Burhan ile Eda Erk şu an ortaklaşa organik hayvancılık yapıyor. Burhan’ın hayvancılığa dair bilgisine Erk’in heyecanı eklenince Türkiye’nin en güzel organik peynir ve yoğurtları üretilmeye başlanmış. Erk ile pazara adım attığımızda ilk olarak Şaban Burhan’ın tezgahına uğruyoruz. Erk, buradan ceviz ve zeytinyağı aldıktan sonra da alışverişe devam etmek üzere ayrılıyoruz. İkinci durağımız Aynur-Ali Yener çiftinin sebze ürünlerini sattıkları tezgâhı. Eda Erk, yıllardan beri tüm yeşil sebze ihtiyacını buradan karşıladığını söyledi.

‘Tatsız ve tutsuz bir et’
Eda Erk ile pazar alışverişimizde sonraki durağımız Gökçeada’nın organik üreticilerinden Elta Gıda. Tavuk ve yumurta gibi hayvansal ürünleri de buradan temin ettiğini söyleyen Erk, “Çok kaliteli ve lezzetli. Kasaptan aldığınız et daha kolay pişiyor. Ama tatsız tutsuz bir et. Organik etin farkını yediğinizde anlıyorsunuz” dedi. Ankara Beypazarı’dan gelen Levent Nacak’ın tezgâhından domates, biber, patlıcan gibi mutfak ihtiyaçlarını satın alıyor Eda Erk. Nacak’ın ürettiği domatesin dışında başka bir domates yiyemediğini söyleyen Erk, haftalık mutfak ihtiyaçlarını saat 8 buçukta tamamlıyor.

Alaton: Gel de çık işin içinden
Organik ürün tüketicilerinden biri de ünlü iş kadını Leyla Alaton. Alaton ekolojik yaşama bakışını şöyle anlatıyor: “Büyük şehirde ‘ekolojik’ kelimesi hoş bir seda. Yarı hamile olunamadığı gibi yarı ekolojik de yaşanmaz. Ben ekolojik ürün olayını anneannem Alman olduğu için çok uzun yıllardır biliyorum. Daha ben küçücük çocukken anneannemin Almanya’daki evinde 3 ayrı çöp kutusu vardı. Atıkların ayrıştırılması bilinci bile tüketiciye verilmişti. Dolayısıyla yeşil yaşam, ekolojik yaşam ülkemizde bir toplum bilinci haline gelemediğinden biz bilinçli ve sağlıklı beslenmeyi büyük bir lüks gibi yaşamak durumundayız. Victor Ananias’ın ekolojik yaşam dergisi Buğday’ı daha ilk çıktığı günlerden biliyorum ve her zaman çok takdir ettim, destekledim. Sizin yazdığınız bu gibi dizilerle daha da bilinçleniyor. Parayı ileride kansere harcayacağımıza, baştan eciş bücüş meyve ve sebzelere harcasak belki daha kaliteli bir yaşam süreriz. Oğlum ben alışveriş yaparken ‘Anne bunlar hormonlu mu?’ diye soruyor ama sonra dönüp üstünde bir nokta lekesi olsa o elmayı yemiyor. Gelde çık işin içinden.”

10 yıl boyunca çift haneli büyür
Organik tarım sektörünün geleceğiyle ilgili Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER) Genel Başkanı Ayhan Sümerli oldukça umutlu. Türkiye’de organik ürünlerin gelişebilmesi için ürün çeşitlerinin, miktarının artması gerektiğini belirten Sümerli, şunları kaydetti: “Türkiye’ye baktığımız zaman son yıllarda gelişmenin hızlandığını görüyoruz. Bunu da tüketicinin bilinçlenmesine bağlıyoruz. Bakanlığın gıda sektöründe kuralların dışında hareket edenleri afişe etmesi ve basın yayın organlarının konu üzerine eğilmesi toplum bilincini artırıyor. İnsanlar artık gelecek nesiller ve kendileri için kaygı duyuyorlar. Bu amaçla da tek çözüm olarak önümüzde duran organik ürünlere yöneliyorlar. 2011 yılından 2012’ye geçerken organik sektör yüzde 30’un üzerine bir büyüme kaydetti.”

Korel-Ergenç çifti de pazarda
Feriköy Pazarı’nda oyuncu çift Halit Ergenç ve Bergüzar Korel’le karşılaşıyoruz. Oğulları Ali’yle birlikte pazara gelen çift, sabahın erken saatlerinde alışverişlerini tamamlıyor. Korel, “Özellikle Ali doğduktan sonra yani 1.5 yıldan beri bu pazara geliyoruz. Buradaki ürünlerin tadı ve kokusu çok farklı. Buğday Derneği’ne üyeyim. Herkesi organik yaşama destek vermeye davet ediyorum” dedi.

Milliyet Gazetesi’nden Alınmıştır

Neslişah, Gülşah, Ender Alkoçlar

Neslişah ve Aslışah Alkoçlar, babalarına olan sevgilerini anlattılar… Babalar Günü’nde kocaman bir öpücükle babalarına en güzel armağanı veren Neslişah ve Aslışah Alkoçlar, babaları Ender Alkoçlar’a olan sevgilerini anlattılar…

Koşulsuz ve bizi gerçekten seven iki kişiden biridir babalarımız. Bizi koruyan, kollayan, gölgesinde yıllar boyu güvenle yaşayacağımız, her fırtınada sığınabileceğimiz bir liman gibidirler. Kimi baba evladına sevgisini belli ederken, kimisi de onun bir gülüşüyle mutlu olur; ama gösteremez. Babalarıyla arkadaşlıktan öte bir ilişki kuran Neslişah ve Aslışah Alkoçlar, bence dünyanın en şanslı iki insanı. Alkoçlar Kardeşler için dünyadaki en muhteşem varlık babaları Ender Alkoçlar. Yanından bir an olsun ayrılmak istemeyen iki kız kardeşin arasında kalan baba Alkoçlar, kızlarına sonsuz bir sevgiyle bağlı. Hayatlarındaki ilk kahramanı olan babalarını tarif edecek kelime bulamayan Alkoçlar Kardeşler’e göre hayat demek, babaları demek… Babalar Günü’nde kocaman bir öpücükle babalarına en güzel armağanı veren Alkoçlar Kardeşler’le Babalar Günü’ne özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

İlk göz ağrınız Neslişah’ı kucağınıza aldığınızda neler hissettiniz?

Ender Alkoçlar: İlk göz ağrısı deyince Aslışah biraz bozuluyor ama doğrusu Neslişah tabii ki ilk göz ağrısı… Neslişah 1988′de doğdu zaman 23 yaşlarındaydım. Korkunç bir mutluluk hissettim. Yaşım küçük olduğu için de o gün anladığım babalıkla şimdiki babalık anlayışım çok farklı.

Baba olduktan sonraki süreçte neler değişti hayatınızda?

Tabii ki çok şey değişti… Evlendikten sonra Gülşah’tan da sorumlu olmaya başladım. Baba olunca sorumluluklar daha çok artıyor. Kızlarıma da ileride iyi bir gelecek hazırlama arzusu ve daha çok çalışmak gibi duygular kapladı içimi…

Ender Bey kızlarına karşı nasıl bir baba?

Maalesef arkadaşça.

Neden maalesef?

Biraz sert olmakta fayda var. İki kıza arkadaşça babalık yaptığınız zaman sorun olabiliyor.

Ne gibi sorunlar yaşıyorsunuz?

Şımarık bunlar canım. Ailevi şımarıklıklar yapıyorlar daha çok. Allah’a şükürler olsun çok büyük şımarıkları yok ama isterdim biraz daha disiplinli bir baba olmayı. Ama yine de onlar bu arkadaşlığa rağmen iyi götürüyorlar bu işi.

Sınırı biliyorlar yani…

Biliyorlar bazen ufak tefek kaçırdıkları oluyor o zaman bir ayar yapılıyor. O ayarı daha çok anne veriyor bizde sert olan anne. İyi polis benim kötü polis Gülşah.

Peki Babalar Günü sizin için ne ifade ediyor?

E.A: Biz çok samimi bir aileyiz, aslında bize her gün Babalar Günü, her gün Anneler Günü her gün çocuklar günü. Biz her gün birbirimize çok yakın bir aileyiz, her zaman iç içeyiz hep beraberiz, sürekli birbirimizi öperiz, kokarız, konuşuruz. Babalar Günü benim için önemli ama çok hissediyor muyum derseniz pek hissetmiyorum. Babalar Günü’nde hediye falan geldiği yok. Biz alıyoruz ama bize bir şey aldıkları yok.

Neslişah Alkoçlar: Geçen gün doğum gününde pasta aldık.

E.A: Doğru söylüyor evet güzel bir pasta almışlar. Unutmuşlar son anda geçerken bakkaldan almışlar. Çok güzel bir pastaydı hiçbirimiz yiyemedik. (gülüşmeler)

N. A: Bir önceki doğum gününde çok güzel bir kutlama yaptığımız için…

E.A: Bu sene daha kötü bir doğum günü kutlamayı uygun görmüşler. (gülüşmeler)

N.A: Dengelemek istedik.

Bugüne kadar Babalar Günü için babanıza hiçbir sürpriz hazırlamadınız mı?

N.A: Aslışah hazırlıyor genelde öyle sürprizleri.

E.A: Aslışah ucuz yollu güzel resimler falan çiziyor. (gülüşmeler) O resimleri aile içinde dağıtır. Sanatsal bir değeri olduğu için çok önemli tabii… (gülüşmeler)

Aslışah Alkoçlar: En büyük hediye öpücük zaten.

E.A: Maddi değeri olan bir hediyeyi işin doğrusu hatırlamıyorum.

Hayatta kızlarınızdan istediğiniz en önemli şey nedir?

Doğru dürüst, namuslu ve çalışkan olmalarıdır. Bizim bıraktığımızı daha ileri götürmeleridir.

Aslışah ve Neslişah’ın kendinize benzettiğiniz yönleri var mı peki?

Hırsları, kazanma odaklı olmaları, sporcu kişilikleri bana çok benziyor. Tabii annelerine benzeyen yönleri de var. Benim hem iyi hem kötü yönlerimi almışlar.

”Baba olduktan sonra kendi mutluluğunuzdan çok çocuklarınızın mutluluğu önemlidir” demiş Balzac. Baba olduktan sonra sizde böyle hissettiniz mi?

Evet kesinlikle katılıyorum. Ben şu anda zamanım çoğunu ve kararlarımı çocuklarımı daha nasıl mutlu edebilirim diye düşünerek vermeye gayret ediyorum hatta öyle veriyorum.

Kızlarınıza bırakabileceğiniz en büyük miras nedir?

Sadece dürüst, çalışkan ve namuslu olsunlar. Toplumda sevilip sayılsınlar. Hayata karşı bir çizgileri ve duruşları olsun. Benim kızlarıma bırakabileceğim en büyük miras bunlardır.

Aslışah ve Neslişah’ın çocukluk yıllarına dönersek en mutlu olduğunuz fotoğraf karesi hangisidir?

E. A: Düşündüğümde çok mutlu olduğum anılar var tabii.

N.A: Nedir o merak ettim?

E.A: Neslişah’ın ilk doğduğu gün, ikisinin tanışma anını unutamam. Hastanedeki odada. Aslışah annesinin kucağındayken Neslişah bir anda içeri girdi ve yüzünde şaşkın bir ifade vardı. O anın fotoğrafı da var. Yüzündeki enteresan ifadeyi unutamam, o fotoğraf karesi çok anlamlıdır. Annesi de her ikisine de bakmaya çalışıyor aynı anda çok özel bir fotoğraftır.

Kardeşler arasında daha sonra kıskançlı oldu mu ?

N.A: Evet maalesef oldu. Emizik emmeyi bırakmışım ama Aslışah doğduktan sonra geri başlamışım. Babamı özellikle uzun süre paylaşamadım.

E.A: Uzun bir süre derken bence hala…

N.A: Evet hala. Babam benim için hayatımdaki en değerli varlığım.

‘NESLİŞAH BABAMLA BENİ KISKANIYOR’

Baba evde de paylaşılamıyor sanırım…

A. A: Ben ne zaman babama sarılsam, onu öpsem ya da babam bana sarılıp beni öpse hemen Neslişah aramıza giriyor ve beni ittirmeye başlıyor. Başbaşa hiçbir an bırakmıyor bize.

Gülşah Hanım da bu duruma dahil oluyor mu?

N.A: Evet evde babamla uyumak için sabahtan kavga etmeye başlıyoruz. Ama genelde kavgayı ben kazanıyorum. Ben babamla uyuyorum, Aslışah annemle.

Ender Bey sizin tercihiniz kimden yana?

Benim tercihim tabii ki eşim Gülşah’tan yana. Ben ne yapayım onları? (gülüşmeler) Onlar öyle diyor da benim için kızlarım çok değerli ama karımda çok önemli.

‘BABAMIN HER ŞEYİ BİZİZ’

Ender Bey, sizin babanız nasıl bir babaydı?

E.A: Ben babamı çok küçük yaşta kaybettim. Verebileceğim bir örnekleme yok maalesef. Ama kızlarıma verdiğim öğütlerin hepsini babam da bana vermiştir.

N.A: Babamın ailesi olmadığı için onun her şeyi biziz.

E.A: Nasıl ailem yok? (gülüyor)

N.A: Annen baban olmadığı için her şeyin biziz demek istedim.

A.A: Olsa da biziz.

Kızlarınızla tatillerde neler yapıyorsunuz?

E.A: Genelde üçümüzde çok extreme sporlardan hoşlanıyoruz. Tatilleri de extreme spor yapabileceğimiz tatillere göre programlıyoruz. Genelde spor yapmaktan hoşlanıyoruz.

N.A: Arabayla yolculuk yapmaktan büyük keyif alıyoruz.

E.A: Neslişah arabayla yolculuktan çok mutlu oluyor sürekli uyuyor zaten.

N.A: Birlikte çok eğleniyoruz. Çok genç yaşta bir anne babaya sahibiz. Çok şey paylaşabiliyoruz. Aslışah’la çok yakın olmamıza rağmen her şeyimizi ilk babamızla paylaşırız sonra annemize söyleriz. Bizim için baba figürü çok başkadır. Onunla büyüdüğümüz için de çok şanslıyız.

Babanızdan çekindiğiniz ya da söylemek istemediğiniz konular oluyor mu?

A.A: Benim hiç olmuyor. Babaya en anlatılmayacak şeyi bile söylüyorum. Çekindiğim hiçbir konu yok.

Babanız sizin için ne ifade ediyor?

A.A: Baba idol demek, disiplin demek, sevgi demek…Benim için her şey demek diyebilirim.

N.A: Dünyaya bir daha gelsem annemle babam için dövüşürüm. Benim babam başka bir şey. Bir kere dünyanın en zeki adamı. En iyi babası en iyi eşi. Her şeyin en iyisi. Baktığınız zaman en iyi evliliği yapmış, en iyi çocukları yetiştirmiş. Çok ilgili bir baba.

Her kadın gibi siz de babanıza aşıksınız o zaman…

N.A: Tabii ki onun için de zaten seçimlerimiz çok zorlaşıyor. Çünkü idolümüz babamız. Onun gibi bir adam bulmak çok zor.

A.A: O yüzden babamı klonlayabilsek keşke…

Genelde evde her şeyi en son babalar duyar. Siz de sanırım tam tersi. Sonrasında anne ile paylaşılıyor mu?

E.A: Bazen anneyle paylaşılıyor bazen paylaşılmıyor.

N.A: O yüzden genelde hayatımızla ilgili aldığımız büyük kararlarda babamızın etkisi vardır.

Geçmişte yaşadığınız babanızla ilgili unutamadığınız bir fotoğraf karesi var mı?

N.A: Kuşadası’nda büyüdük. Orada evin önünde babamın sırtında ben, annemin kucağında da Aslışah sürekli birlikteydik. Şu an gözümün önüne geldi. Zaten ben sürekli babamın omuzunda yaşamışım. Aslışah da sürekli annemin kucağındaydı.

A.A: Kuşadası’nda evdeyiz. Babam bir koltukta uyuyor bende yanında yatıyorum ve kahkahalar atıyorum. Annem fotoğrafımızı çekiyor ben de babamın saçlarıyla oynuyorum o hala uyumaya devam ediyor. Hiçbir şekilde uyanmıyor.

Genelde her kadının gözünde babası ilk kahramanıdır ya… Sizin gözünüzda babanız ne zaman kahraman oldu?

N.A: İlkokulda Hülya Koçyiğit’in torunu olmak biraz güzel olmak biraz akıllı olmak çok dikkat çeken ve karşı tarafı hırslandıran özellikler olduğu için Aslışah da ben de her zaman çok kıskanıldık. İlkokulda dışlandığım zaman babamı aramıştım. O gün babamın çözemeyeceği hiçbir şey olmadığını o gün anladım. İlkokulda ”Baba gel beni dışlıyorlar” dediğim zaman, okulu yakarcasına içeriye girdiğini hatırlıyorum. Bu sahneler Aslışah’ta da tekrarlandı.

Babanız her konuda kol kanat geriyor yani…

E.A: Her baba öyledir.

N.A: Bence değil sen ekstra koruyup kollayıcısın.

A.A: Kanıtlanmış bir şey. En iyi baba ödülü senin.

Baba olarak çok fazla üstlerine düşüyorsunuz sanırım?

E.A: Eee yani şımarsınlar. (gülüyor)

N.A: Ben ya da kardeşim en ufak bir şeye üzüldüğümüzde babamız sıkıntımızı gidermek için dünyayı yakacak duruma geliyor. Bunun güvencesiyle tabii ki şımarıyoruz.

Babanızla arkadaş olmanız ilişkilerinizi etkiliyor mu?

N.A: Babamızla arkadaş gibi olmak bazen iyi bir şey değil. Arkadaşlarımızın, özel hayatımızdaki insanların genelde herkesin, babamız gibi olduğunu zannediyoruz. Babamız koşulsuz şartsız bizi seviyor ama gerçek hayat öyle değil…

”Benim baba dünyanın en…” diye bir cümleyi siz tamamlasaydınız sonu ne olurdu?

N.A: Benim babam dünyanın en şeytan tüyüne sahip olan en yakışıklı ve en iyi babası.

A.A: En karizmatik en yakışıklı en komik ve her şeyin eni…

N.A: Ender Alkoçlar bir kelimelik bir adam değil. Bir sürü yönü var. Onu tanıyıp da sevmeyen hiçbir insan olamaz. Onu yaşamak lazım.

Babanıza söylediğiniz sevgi sözcükleri var mı?

N.A: Aslışah’la ilişkileri daha sıcak, ben babama yakın olmama rağmen biraz daha çekinirim. Sevgi sözcüklerini Aslışah kullanır.

E.A: Ben Neslişah’a karşı biraz daha sertim. İki numaralı insana daha sert olamıyorum, bütün arkadaşlarımda bu sorun var. Aslışah, biraz daha söz dinlemeyen cinsi. Ama Neslişah ben bakınca durur. Aslışah değil bakmak, bir laf söylesen beş tane cevap verir. Ama Neslişah öyle değil, ben bakınca durur. Evin şımarığı ve delisi Aslışah diyebiliriz.

Hep babanızı övdünüz. ”Keşke şu huyları olmasaydı” dediğiniz olmadı mı?

N.A: Keşke aceleci ve telaşlı olmasaydı. Keşke fevri düşünüp anında karar vermeseydi. Ama bu söylediğim bütün özellikler bende de var. Babamdan bana geçmiş, keşke biraz daha farklı düşünebilseydi.

N.A: Ama şunu söylemek istiyorum. Babamın şu taktiğini bence tüm babalar uygulamalı. İstediği bir şeyi direkt söylemektense, en direkt söylemesi daha etkili oluyor. Babamın belirli formülleri var yollarını biliyor. Şimdi nasıl anlatacağımı bilemedim.

E.A: O formüller bana has zaten. Siz o formüllerin nasıl uygulandığını bilseniz o tuzağa düşmezsiniz. O yüzden sadece size oluyor gibi gelir.

”Baba olduktan sonra insan daha iyi anlıyor…” diye cümleler kurdunuz mu?

E.A: Baba olmayı daha iyi anladım. Baba olmak zor bir şeymiş daha iyi anladım. Ben çocukken biraz yaramazdım.

N.A: Ben şuna inanıyorum. Babam çok yakışıklı ve çok karizmatik, hep çevresinde kadınlar olmuş çok gezmiş. Allah şimdi ona iki kız vermiş, uğraş dur şimdi.

E.A: Hiç alakası yok.

A.A: Bencede bana bu çok doğru.

Babanızın yumuşadığı huyları oldu mu zaman içinde?

N.A: Geçmişte benim bazı isteklerime hayır derken, şimdi Aslışah’ın bir sürü isteğine evet diyor. Tabii ki bu beni üzse de Aslışah için seviniyorum.

A.A: Neslişah’ın yaşadıklarını ben yaşamadım. Neslişah ateşte yandı gibi bir durum oldu. Benim önümü açtı.

N.A: Annemle babamın genç ve uyanık olmaları zor oldu benim için. Genç anne babalar oldukları için kandırmak ve ikna etmek hiç kolay olmadı onları.

A.A: Evet doğru ben hiç böyle düşünmemiştim çok uyanıklar.

Bülent Cankurt – Neslişah Alkoçlar

Alkoçlar Otelleri’nin sahipleri Ender-Gülşah Alkoçlar çiftinin küçük kızları Aslışah’ın ardından, büyük kızları Neslişah da, kendi işini kurarak ticarete atıldı.

Neslişah, anne-babası ve kız kardeşi gibi turizme girmek yerine, gıda sektörünü seçip; son yıllarda yükselen trend olan organik gıda işine al attı. ‘Raya Organik’ adıyla bir şirket kuran Alkoçlar, Ege’de organik tarım yapan çiftliklerden temin ettiği organik ürünleri, internet sitesi ve mağazalar aracılığıyla satmaya başladı. Neslişah’ın yeni işini tanıtmak için dostlarına bu akşam, Emirgan’daki La Boom’da 150 kişilik bir davet vereceğini öğrendim. Umarım işinde başarılı olur.

Neslişah Alkoçlar

Otelcilikte önemli isimlerden Ender Alkoçlar ile karşılaştığımızda ‘Seni yeni bir işkadınıyla tanıştıracağım’ diye söze başladı.
Tanıştırdığı büyük kızı Neslişah Alkoçlar.
Neslişah Alkoçlar ile işini konuşmaya başladığımızda her ne kadar baba Ender Alkoçlar ‘Akanla kokanla iş yapma, turizme gel, turizme’ diye sık sık espri yapsa da, kızıyla gurur duyduğu belli.
Bu genç kadını, açıkçası hayran hayran dinledim. Olgun, alçakgönüllü ve iş hayatında gayet hırslı.
‘Kanal D’de reklam satışta iki yıl çalıştım, dört yıl da borsada. Para biriktirdim. Ne iş yapabilirimi araştırıyordum. Hangi sektörde, ne kadar yatırım gerekiyor, geleceği açık mı, piyasada bana yer var mı?’
Para mı biriktirdin?
‘Evet. Ailemden almak istemedim, kendi gücümle işe atılmak istedim.’
Anneanesi Hülya Koçyiğit, annesi Gülşah Alkoçlar’a yakışır bir ifade.
Gittikçe önemi artan ‘organik tarım’da kararını kılmış.
Şirketinin adı, ‘hayat çizgisi’ anlamındaki Raya.
rayaorganik.com sitesinden faaliyet gösteriyor.
Anlatmaya devam ediyor:
‘Kavacık’ta soğuk hava deposu kurdum, çok sağlam da tedarik zinciri. Ürünleri dökme alıp, paketlemeyi biz yapıyoruz. Türkiye’nin her tarafında eve teslim ediyoruz. Taze meyve sebze, bakliyat, yumurta, tavuk, makarna, bal, zeytinyağı, müsli, nar ekşisi, çay organik her türlü gıda satıyoruz. Hedefim bir yıl sonra ihracata başlamak.’

Her organik, organik mi?
Organik gıda patronu Neslişah Alkoçlar’ı bulmuşken, organik diye satılan ürünlere ilişkin endişelerimin doğruluk payını soruyorum.
Bizim ailede kız kardeşim öncülük yaptı, beş yıldır organik pazardan alışveriş yapıyor. Yıllardır alışveriş yaptığım, Türkiye’nin en büyük hipermarket zincirinde satılan meyve ve sebzelerden alınan 10 numuneden altısında ‘kimyasal madde ve ilaç’ çıkınca ben de kız kardeşimin yolunda ilerlemeye başladım.
Yeri geliyor, kilosu 1 lira olan bibere 17 lira ödüyoruz. Acaba hem mutfak masrafımız katlanıyor hem de kimyasalları afiyetle tüketiyor muyuz?
Neslişah Alkoçlar ‘polemik’ olmasın diye yanıtlamak istemedi.
Israrım üzerine anlattı, isim vermeden aktaracağım.
Diyor ki, ‘Sertifikası yoksa paketli değilse almayın. Dökme üründe maalesef ki ‘karıştırma’ olabiliyor.’

Her toprakta organik ürün yetişir mi?
Organik ürün modası var malum. Talep artıkça organik ürün yetiştirdiğini iddia eden çiftçilerin sayısı da artıyor.
Neslişah Alkoçlar şunları anlatıyor:
‘Eco-cert adıyla Avrupa’nın önde gelen organik sertifikasyonunu aldık. Eco-cert çiftçiyi de denetliyor, paketlememi de.’
Toprağın organik ürüne elverişli olması?
‘Çok katı kuralları var. Bahçe bitkilerinde iki yıl, fidan ve ağaçta toprağın üç yıl bekletilmesi lazım. Yakınından karayolu geçmemeli, hatta arazinin üstünden uçak uçmamalı.’
Devam ediyor:
‘Sertifikasyonu olan, zaten ürünün nereden geldiğini, menşeini, ne zaman hasat edildiğini, son kullanma tarihini belirtmek zorunda. Hatta hangi tohumun kullanıldığını dahi tüketici öğrenebilir. Organik üründe ‘izlenebilirlik’ olmak zorunda.’
Organik ürünün pahallılığı konusunda da şu yanıtı veriyor:
‘Organik olmayan ürüne göre fiyat farkı normal. Çünkü çok daha zor koşullarda üretim yapılabiliyor.’